İĞDELİ KÖYÜ ŞENLİĞİ ÜSTÜNE

İĞDELİ KÖYÜ ŞENLİĞİ ÜSTÜNE - 71 defa okunmuş.
İĞDELİ KÖYÜ ŞENLİĞİ Mİ?
ALEVİ TÜRKMEN BOYLARININ KENDİNİ İSPATI MI?

Orta Anadolu’nun tam ortasında Kayseri’nin Sarıoğlan İlçesine bağlı Kızılırmak Nehri ile Kılıç Dağı’nın batısına düşen Alevi Köylerinden biri İğdeli Köyü. Hemen yanı başlarında Yerlikuyu, Karpınar, Kale, Buruneren ve Karaözü Köylerinden oluşan bir oymak.

İğdeli Köyü, Karaözü Kasabasından sonra okuluna 1945 yılında kavuşmuş. Köyünün ilk öğretmeni de Köy Enstitüsü Mezunu Merhum İsmail Güneş’de aynı köyden. Mısırlıoğulları sülalesinden. Hocalar lakaplı bir aileden gelmektedir. İsmail Güneş köyünün gençlerini okuttuğu gibi köyde okuma-yazma seferberliği ilan edip köyün evli kadınlarını da zorunlu okumaya tabi tutmuş bir kişi idi. Onun zamanında okuma yazma oranı köyde yüzde yüze varmıştı. Çok yaşlıların bunun dışında kalmasını dikkate almazsak.

İşte o köy İğdeli Köyü.

İğdeli Köyünde İlk Etkinlik

Yıl 1968. Yazlardan Temmuz ayı. Ben İstanbul’da Üniversite öğrenimi gören ilk gurbetçi çocuğum. Üniversitelerde boykotlar başlamış, üniversiteler hareketli günler yaşıyor. “Tam Bağımsız Demokratik Türkiye” sloganıyla ABD başta olmak üzere birçok emperyalist devletler protesto ediliyor. 1968 üniversite gençliği son derece samimi bir duygu ile ülkesinin bağımsızlığının üzerine gölge düştüğünü fark ediyor ve olaylar gittikçe tırmanıyordu. Üniversitelerde boykotlar birbiri ardına ilan ediliyor, sınavlar doğal olarak erteleniyordu. Üniversitelerdeki boykot en çok benim gibi köylü çocuklarını olumsuz etkiliyordu. Çünkü; kalınacak ev ve yurtlar için ödenecek para yoktu. Çare köye dönmekti. Ben de öyle yapmış, bankada çalışan bir arkadaşımdan (*) yol parası alarak köyüme dönmüştüm.

Köyde Tiyatro “Pir Sultan Abdal”

Köyde kaldığım süre içinde köyümüzün lise düzeyinde okuyan öğrencilerinden 12 erkek, 5 kız çocuğundan oluşan 17 kişilik bir kadro kurdum. Köyümüzün öğretmeni Merhum Sami Güneş ile Köyümüzün Muhtarı Hüseyin Şahin’in büyük destekleriyle köy okulu bizlere tahsis edildi. Üniversite de okurken Firuzan Hüsrev Tökin’in yönetiminde kurulan bir Tiyatroda görev almıştım. “Pir Sultan Abdal Piyesini” İstanbul’da sahneye koymuştu Firuzan Hüsrev Tökin hoca ile Av. İbrahim Kamil Karaman. Ben de bu tiyatroda rol alarak hizmet vermiştim. Senaryonun bir kopyasını yanımda getirmiştim. Bunları yeniden gözden geçirerek çocuklara rol dağıtıp PİR SULTAN ABDAL piyesini sahneye koyduk, tam 17 gün içinde. Rahmetli Çıtak Hatem Köy Bekçisi idi. Tellal çağırtmıştı muhtarımız. Tarlasını, ekinini, harmanını bırakan temsili izlemeye köye geldi. Lüks ve gaz lambasının ışığında icra etmiştik. Köylü bir yandan gururlanıyor, bir yandan da ağlıyordu. Aynı piyesi Yerlikuyu’dan Deli Zarif’in bize gelen teklifi üzerine o köyde de birkaç gün sonra oynadık.Sünni bir köy olan Kadılı Köyünden Kuruoğlanın İsmail’in teklifi üzerine piyes orada da oynanacaktı ki, tam bu arada İstanbul’dan gelen telgraf üzerine üniversitemde boykotun bittiğini ve sınavların başladığını öğrenince ben tekrar İstanbul’a dönmüştüm. Bu temsil yıllarca dilden dile anlatılır dururdu. Köylümüz bu piyesin adını bulmuştu. “Cem yapmak.” Beni görenler her seferinde “bir daha ne zaman köye gelip cem yapacaksın” diyorlardı. Ve bir daha da nasip olmadı.

Bir cem havası içindeki, gerçek tiyatro tadında bir etkinlikti bu. Köylümüzün bu gibi çağın gereksinimi olan gelişmelere açık olduğunu göstermekte idi.

“6.İĞDELİ KÖYÜ HALAYA DAVET ŞENLİKLERİ”

Köyümüzün çalışkan insanlarına layık olan Muhtar Baki Demir ve köyümüzün gençlerinin birlikte organize ettikleri bu şenlikleri ilk defa izlemeye gittiğimde gördüğüm manzara bana 1968 yılındaki etkinliği hatırlattı ve karşılaştırma olanağı buldum. O zaman elektrik yoktu. Yollar berbattı. Telefon yoktu. Otomobil, seslendirme cihazları yoktu. Radyo, Televizyon, İnternet siteleri gibi çağın gerekleri hiçbir aracımız yoktu. Tek aracımız Muhtar, Öğretmen ve Köyün Bekçisi Çıtak Hatem. Köylü harmanını savurmayı bırakmış üstünün başının samanıyla, ayağının çarığıyla, kadınlar unlu elbiseleriyle, hastalar kucaklarda taşınmıştı okulun bahçesine. Pir Sultan Abdal Piyesini izlemeye koşmuştu. Civar köyler tarlalardan akın akın yürüyerek ellerinde fenerleriyle yollara düşmüş adete yıldızlar yerde yürüyordu. Gecenin zifiri karanlığında insanlar o alanı zınka zınk doldurmuş, gözyaşları dinmiyordu. Asılan Pir Sultan mıydı, yoksa kendilerinin asırlardır gasp edilen hayatlarımıydı? Kim neye ağlıyordu, kestirmek elbette zordu.

Ya şimdiki manzara;

Şehirlerde yapılan etkinlikleri aratmayacak kadar modern ve çağın önünde bir etkinlikti bu.. Elektrik, modern seslendirme tertibatları, havai fişekler, televizyon reklamları, web siteleri ile yayınlar, radyolarda duyurular, elektronik sazlar, sanatkarlar, okumuş tahsilli insanlar, siyasetçiler, subay emeklileri, öğretmenler, mühendisler, bürokratlar ne ararsan var.

BU ŞENLİK BİR ALEVİ TÜRKMEN DİRİLİŞİ GÖRÜNÜMÜNDE İDİ

“1945 Yılında Merhum Öğretmen İsmail Güneş’in yaktığı meşale atalarımızın bize bıraktığı miras doğrultusunda hiçbir zaman sönmeyecek ve ebediyete kadar yanacaktır.” Sloganı herkesin dilindeydi. Bunu müjdelerken bu ışıkları söndürmemekte direnen başta muhtar ve ihtiyar heyeti olmak üzere , köyümüzün genç kuşaklarını kutlamak gerekiyor. Bir yandan web siteleri aracılığı ile köyün günlük haberlerini yayınlarken köylüler arasındaki koordineyi de sağlamakla çağın gerisinde kalmadıklarını gösteriyorlardı.

İğdeli Köyündeki görünümler

120 hanelik İğdeli Köyünde yaklaşık 30 civarında villa tipi modern evler, sokaklarda belli aralıklarla konulan çöp bidonları, köy meydanındaki oturma gurubu olarak banklar, öğrenci olmadığı için kültür evi olarak kullanılan İsmail Güneş Kültür Evi, kültür evinin içinde kocaman bir Atatürk Köşesi ve kütüphane, içinde misafirlerin dinleneceği çay kahve içeceği bir mekan. Ayrıca Köy Muhtarlık Binası ve içinde konukların kalacağı misafirhane, Köyün ortasında bir gasılhane. Köyün çocuklarının oynayabileceği çocuk parkı (yapım aşamasında), Şehit Üsteğmen Ahmet Ceylan koruluğu içinde Kocaman bir Atatürk Büstü ve çevre düzenlemesi yapılan bank ve masalarla konukların dinlenebileceği park. Gece köy pırıl pırıl aydınlık. Sokak lambaları mükemmel yanıyor, her evde telefon, elektrik, televizyon, bilgisayar ne ararsan var. Köylü bakımlı, gençler saygılı, herkes misafirperver.

Köyün Mezarlığının son derece bakımlı ve temiz olması dikkati çekerken, Mezarlık içerisine Lok Ali ve Eşi Merhum Sultan Taşyürek tarafından yapılan çeşme. Tayfur adıyla ünlenen çocukluğumuzda köylünün bir yaz boyunca konakladığı yaylaya yine Lok Ali ve Eşi Sultan Taşyürek tarafından yaptırılan piknik alanı görülmeye değer bırakıtlardan.

Bu hizmetler alkışlanmaz da ne yapılır. Emeği geçen başta Sayın Muhtar Baki Demir olmak üzere herkese binlerce teşekkürler…

Bu nedenledir ki, biz de İstanbul’da ikamet eden İğdeli Köyü mensupları olarak köyümüzün Muhtarı Sayın Baki Demir, Gençlik Kolları adına Sayın Ragıp Tatar, Web Sitesinin yöneticisi Sayın Hanifi Avcı, Köyümüze ve Türk Halk Kültürümüze katkılarından dolayı Sanatçı Sayın Mustafa Özarslan’a İstanbul Üsküdar’da kurulu Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı sıfatıyla etkinlik çerçevesinde kalıcı olması düşüncesiyle birer teşekkür plaketi ile ödüllendirmeyi uygun gördük . Plaketlerimizi kabul buyurdukları için ayrıca dernek yöneticileri olarak bizler de teşekkürlerimizi arz ederiz.

Kendi köyümde baba ocağıma kabul edilmesem de Dığa Bektaş Amcamın oğlu sevgili Kamil Ekici ve sevgili eşleri Gülsüm'e ve sevgili gelinleri Banu’ya, Ozan Çağlayan ile şahsıma gösterdikleri misafirperverlikleri ve hizmetleri ömür boyu unutulacak gibi değil. Sevgi dolu, gani gönüllü, engin ve hoşgörülü güzel insanlara binlerce teşekkürler.Hepinizi özleyeceğim. Dostlukla ve sağlıkla kalın.

10.08.2007

Hüseyin EKİCİ
Üsküdar/İSTANBUL

(*)Erzincanlı Mehmet Yılmaz şimdi S.M. Mali Müşavirlik yapmaktadır.



Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !